Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aman dikkat: Aç olduğunuzu düşünmeniz bile bağışıklık sisteminizi değiştiriyor

Hepimizin karnı arada sırada açlıktan guruldamıştır. O ses, sadece bir atıştırmalık yemek istemenin sesi değil, aynı zamanda Rabbimizin vücudumuza yerleştirdiği bir dizi karmaşık sistemin ve tepkinin de sesidir. Açlık hissi, vücudumuzun enerji ihtiyacını hatırlatmakla kalmaz; bağışıklık sistemimizin şekillenmesinde de önemli bir rol oynar. Peki ama bu muhteşem düzen nasıl işler? Beynin açlık ve tokluk algıları, hayatta kalma mücadelesi veren vücudumuzun tüm organlarını nasıl yönlendirir? Açlık ve bağışıklık arasındaki bu ilişki, bedenimize verilen sinyallerin çok daha derin, hikmetli ve karmaşık bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Her bir hücremizde tecelli eden bu ilahi sanat, vücudumuzun bir bütün olarak nasıl mükemmel bir denge içinde yaratıldığının kanıtıdır. Kısa Süreli Açlığın Faydaları Açlık hissi oluşan kişilerde bazen hemen yorgunluk, halsizlik ya da tahammülsüzlük fark edilebilir. Oysa bilimsel araştırmalar, kısa süreli açlıkların vücuda zarar vermediğini; aksine bedeni yen...

Bir alışkanlık sadece alışkanlık değilse nedir?

Bazı dönemler olur; herkesle ilgilenirsiniz, her şeye yetişmeye çalışırsınız ama birini hep unutursunuz: Kendinizi… Zihniniz dolu, gönül dünyanız dağınık, bedeniniz yorgundur. Hiç düşündünüz mü; kendinizi iyileştirmek, hayatınızı güzelleştirmek ve iç sesinizi duyabilmek mümkün müdür? Belki bunları sağlayabilmek için çok büyük adımlara ihtiyacınız yoktur. Gece herkes uyuduğunda sizi uyutmayan, zihninizde dönüp duran düşünceler; belki geçmişin yorgunluğu, belki geleceğin kaygısıdır. Oysaki, geçmişe dönmek de geleceği zorlamak da insanın elinde, iradesinde değildir. Ama yine de edineceğiniz bazı yeni alışkanlıklar bu yorgunluğu ve kaygıyı giderebilir ve size iyi gelebilir. Maddi Gelirinizi Artıran Alışkanlıklar Maddi refah, yalnızca para kazanmak değildir; zihninize dinginlik, bedeninize güven ve hayatınıza esneklik kazandırır. Kendinize yeni bir beceri kazandırmak, ilgi alanınıza uygun bir konuda küçük adımlarla yan gelir oluşturmak ve sahip olduğunuz yetenekleri daha verimli kullanma...

Sürekli alarm halinde misiniz?

Stresli bir durumla karşılaştığınızda, vücudunuzda ilk tepki olarak böbrek üstü bezlerinden bir dizi hormon salgılanır. Bu hormonların en bilineni ve en önemlisi vücudun alarm zili kortizoldür. Kortizol, genellikle "stres hormonu" olarak bilinir. Çünkü vücudun savaş ya da kaç tepkisini düzenlemede kritik bir rol oynar. Kan basıncını, bağışıklık sistemi aktivitesini ve metabolizmayı hızla düzenleyerek, anlık tehlike anında size enerji sağlar ve odaklanmanızı arttırır. Yani aslında kısa süreli stres durumlarında kortizol bir kurtarıcıdır. Ancak günümüzde stres, artık kısa süreli bir tehlike değil; çoğu zaman uzun süren, kronik bir durumdur. İş baskısı, finansal kaygılar, sürekli meşguliyet ve uyku eksikliği vücudu sürekli kortizol üretmeye zorlar. Bu da vücudun sürekli alarmda kalmasına yol açar. Yüksek kortizol seviyeleri hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı olumsuz etkileyen bir dizi belirtiyle kendini gösterir. Karın Bölgesindeki Kilo Alımı Kortizol, vücudun enerji dep...

Protein tozu: Sağlığımız için destek mi bedenimize yük mü?

Sadece profesyonel sporcuların değil, yetişkinlerin de “kas kaybını önlemek” için tükettikleri protein tozları sağlıklı bir hayat vaat ediyor. Peki, gerçekten durum böyle mi? Öncelikle protein neden önemlidir ve ne kadarı yeterlidir sorusunu yanıtlamak gerekir. Protein, vücudun en önemli temel yapı taşlarından biridir. Vücudun işleyişinde görev alan proteinleri oluşturan 22 amino asit vardır. Bu amino asitlerin 9'u vücutta üretilemez ve besin kaynaklarından alınması gerekir. Kasların onarımından kemiklerin sağlamlığına, bağışıklık sisteminin güçlenmesinden organların düzenli çalışmasına kadar tüm mekanizmalarda başrol oynar. Vücudun bu kadar çok alanda proteine ihtiyaç duyması, bazen “Ne kadar çok alırsam o kadar iyi olur” düşüncesine yol açabiliyor. Ancak mesele, aslında “ne kadar” gerektiğidir. Çünkü günlük protein ihtiyacı yaşa, kiloya, hareket düzeyine ve genel sağlık durumuna göre değişir. Yine de ne kadar proteine ihtiyaç duyulduğunu hesaplamak için kilogram cinsinden vücut a...

İsteklerimizi belirginleştirme sanatı: Net olmak

İnsana düşünme, seçme ve yön belirleme kabiliyeti verilmiştir. Bu kabiliyet, yalnızca hayatı kolaylaştırmak için değil; iradenin dengeli biçimde kullanılabilmesi için de bir emanettir. Bu emaneti nasıl kullanacağımızı bilemediğimiz anlarda, iç dünyamızda bir bulanıklık oluşur. Netlik, bireyin kendi düşünce, duygu ve davranışlarını açık ve tutarlı biçimde algılama ve gösterme düzeyidir; bu sayede hedeflerini ve seçimlerini bilinçli olarak belirleyebilir ve yönlendirebilir. Ayrıca, zihinsel netlik bağlamında yapılan bir çalışmada, “Netlik, bireyin ne istediğini ve nasıl ilerleyeceğini açıkça görebilmesi, karar alma sürecini anlamlı hale getirmesi” olarak biçimlendirilmiştir. Net olmak, yalnızca iç dünyamızda bir denge sağlamaz; hayatın her alanına da yansır. Çünkü gün içinde sürekli kararlar alırız. Bazen bir eşyayı seçerken, bazen işimizde ilerlerken, bazen de ilişkilerimizde tutum belirlerken. Ne kadar netsek, hedeflerimize o kadar hızlı ilerleriz. Netlik, yalnızca kararlarımızı kolay...

Yediklerimiz genetik hastalıklarımızı önleyebilir mi?

Vücudumuzda trilyonlarca hücre, mükemmel bir uyum içinde çalışır. Her hücrenin içinde, nasıl davranacağını belirleyen bir talimat kitabı bulunur: genler. Bu genler, DNA’mızda yer alan ve hücrelerimizin ne zaman ne yapacağını yönlendiren bilgi parçacıklarıdır. Genlerimiz, bedenimizin işleyişine dair birer “yol haritası” olarak görev yapar. Saç rengimizden göz şeklimize, bağışıklık gücümüzden metabolizma hızımıza kadar birçok özelliğimiz bu haritaya göre şekillenir. Peki, soframızdaki yemeğin, bu yol haritasını etkileyebileceğini hiç düşündünüz mü? Aslında çoğu zaman beslenmeyi yalnızca açlığı gidermek veya enerji toplamakla ilişkilendiririz. Oysa vücudumuzun her hücresinde son derece etkili bir sistem işler. Genlerimizin nasıl çalışacağını belirleyen bu sistem, yaşam tarzımız ve beslenme biçimimizle yakından ilişkilidir. Ama dikkat! Genlerimiz değişmez bir talimat kitabından oluşmaz; çevresel faktörler, yaşam tarzı ve beslenme gibi seçimlerimizle bu haritada bazı yollar açılıp kapanabil...

Görülmeyen çabanın çığlığı

En çok emek verdiği anlarda, sanki varlığı göz ardı edilmiş gibi hisseden insan, ne yapacağını bilemez. Emeği satır aralarında kaybolur, sesi yankı bulamaz. Saatlerce uğraştığı bir iş, yazdığı bir yazı, hazırladığı bir sunum, özenle düzenlediği bir rapor, evde oluşturduğu düzen… Tüm bu gayretler, yankı bulacağı sahneden uzakta, ışığı sönük bir köşede kaldığında potansiyel enerjisini sessizce yitirir. Kimi zaman bu durum, insanın içini hüzünle doldurur; değerinin fark edilmediği hissi ruhu ağırlaştırır. Oysa hayatta kalmanın, ayakta durmanın, gülümsemenin bile bir emeği vardır — sadece fark etmek gerekir. Görülmeyen gayretler, tıpkı toprak altındaki kökler gibidir; bir gün meyvesini verir, sessizliğiyle büyüyen işler, zamanla yankısını bulur. Hiçbir emek sessizliğin içinde kaybolmaz; bazen sadece doğru zamanın gelmesini bekler. Yine de insan bu bekleyişte yorulur. Fark edilmemek içsel motivasyonu zayıflatabilir; yapılan onca çabanın karşılık bulmadığını düşünmek, ruhta bir sızı bırak...

Mevsim değişirken

Havalar günden güne soğumaya, sabahlar ise daha serin ve nemli olmaya başladı. Ağaçlar yapraklarını dökerek, bedenimiz de birtakım değişikliklerle mevsim geçişine uyum sağlamaya çalışıyor. Her mevsim geçişi, içimizde bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Sonbaharda çoğumuz, yorgunluk ve halsizliğin yanında, bir süredir sessizce bekleyen rahatsızlıkların kendini göstermesiyle karşı karşıya kalırız. Bu durum bedenimizin bize sadece “bana biraz daha dikkat et” çağrısı olabilir. Çünkü bağışıklık sistemi, Allah’ın bize lütfettiği muhteşem bir koruma kalkanıdır; mevsim değişiklikleri gibi zorlayıcı dönemlerde bu koruma zayıflayabilir ve bizden ilgi, özen ister. Kendimize şefkatle yaklaşmak, hem sağlığımızı korumak hem de bize bahşedilen beden emaneti için teşekkür etmek önemli ve gereklidir. Sıcak ve uzun yaz günlerinin bitmesiyle birlikte, güneş ışığından emilen D vitamini, beslenme düzeni, enerji seviyesi etkilenir. Ayrıca sıcak havalarda bazı virüsler ve bakteriler daha az aktiftir. Yaz...

Bütün başlangıçların gizli ateşleyicisi: Niyet

"Niyeti güzel olanın akıbeti hayr olur," der büyüklerimiz. Bu kadim söz, niyetin sadece bir başlangıç noktası değil, aynı zamanda yolculuğumuzun sonucunu şekillendiren manevi bir pusula olduğunu vurgular. Niyetin hâlis olması, işlerimizi kolaylaştıran ve hayatımızı bereketlendiren güçlü bir itici kuvvettir. Bu nedenle müminin niyeti, bizzat ameli kadar önemlidir. Rabbimiz katında en sıradan davranışı kıymetli kılan, ibadet hükmünde değer kazandıran sır rızası için edilen niyettir. Niyet, kalbin bir şeye karar vermesi; hangi eylemin, hangi amaç için yapıldığının net bir idrakidir. Bazen hedef belirlemiş olsanız bile yönünüzü kaybedebilirsiniz. Ancak, niyetler belirleyerek yön duygunuzu koruyabilir ve değerlerinizle uyumlu bir şekilde yaşayabilirsiniz. Doğru niyetle yaşamak, seçimlerinizin arkasına bir amaç koyma ve hayat yolculuğunuzla uyumlu olmasını sağlama gücü verir. Allah, insana irade ve düşünme yetisi vermiştir. Bu yeti, doğru niyetle birleştiğinde hem manevi hem de ...

Görünmeyen yük: Dağınıklık

Hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden dağınıklıklar olabiliyor. Salonda sehpanın üzerindeki bardaklar, çalışma masasındaki üst üste yığılmış kağıtlar, dosyalar, telefondaki okunmamış bildirimler ya da zihnimizde tamamlanmayı bekleyen işler… Hepsi küçük ayrıntılar gibi görünür ama günün sonunda insanın ruhunu yoran büyük bir ağırlığa dönüşür. Çünkü dağınıklık sadece gözümüzün önünde değil, iç dünyamızda da iz bırakır. Dağınıklık, sadece eşya fazlalığı ya da temizlik eksikliği değildir; çoğu zaman yaşam tarzımızın, alışkanlıklarımızın ve iç dünyamızın bir izdüşümüdür. Bazen yorucu bir günün ardından eşyaları toparlamaya gücümüz kalmaz, bazen geçmişle bağımızı koparamadığımız için fazlalıkları elimizde tutarız. Dolapta hiç giymediğimiz kıyafetler, masanın bir köşesinde yıllardır saklanan notlar, aslında zihnimizde de bırakmakta zorlandığımız yüklerin simgesidir. Dağınıklığın Ruh Hâline ve Sağlığa Etkisi Olur mu? Dağınık bir ortam, insanın fark etmeden ruh hâlini olumsuz etkiler. Çünkü ...

Sigaranın bilinmeyen etkisi: Zeka geriliği

Sigara, uzun yıllardır insan sağlığını tehdit eden alışkanlıkların başında geliyor. Buna rağmen bazı çevrelerde hâlâ bir “yetişkinlik göstergesi” ya da “saygınlık unsuru” olarak algılanabiliyor. Özellikle ergenlik ve gençlik döneminde, akran baskısı ve kabul görme isteğiyle birçok kişi sigaraya başlıyor. Grup içinde “dışlanmamak”, “cool” görünmek veya arkadaşlarının onayını almak için atılan küçük bir adım, zamanla bağımlılığa dönüşebiliyor. Son yıllarda ise geleneksel sigaraların yanına elektronik sigaralar ve “vape” cihazları da eklendi. Özellikle gençler arasında daha “masum” ya da “modern” bir alternatif olarak sunulan bu ürünler, zararı gizleyen aromalı tatları ve renkli tasarımlarıyla hızla yaygınlaşıyor. Oysa bilimsel araştırmalar, elektronik sigaraların da nikotin bağımlılığına yol açtığını, kalp-damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler bıraktığını ve akciğer sağlığını tehdit ettiğini gösteriyor. Kısacası, geleneksel sigara ile elektronik sigara arasındaki farklar, dumanının koku...

Dijital kimlik gerçek kimliğimizi gölgeliyor mu?

Telefon ekranına düşen ilk bildirimle başlayan günümüzde, çoğu insan önce kendi ruh hâlini değil, sanal dünyadaki görünümünü kontrol ediyor. Kaç kişi beğendi, kim yorum yaptı, hangi fotoğraf daha çok ilgi gördü… Belki de sorulması gereken asıl soru şu: Sosyal medyada sergilediğimiz kişi biz miyiz, yoksa olmak istediğimiz biri mi? Hemen hemen herkesin dijital platformlarda “ikinci yüzü” vardır. Instagram’da paylaştığımız kare, LinkedIn’de yazdığımız iş tanımı ya da TikTok’ta yüklediğimiz kısa bir video, aslında kendi elimizle kurguladığımız bir kimliktir. Bazen gerçeğe yakın, bazen ondan oldukça uzak olabilir. Çoğu zaman filtreler, bazen seçilmiş kareler ve özenle hazırlanmış cümlelerle “ideal” bir benlik sunarız. Filtrelenmiş Mutluluklar ve Kıyaslamalar Psikoloji bize önemli bir uyarı yapıyor: İnsanların çizdikleri “ideal benlik” ile yaşadıkları “gerçek benlik” arasındaki fark büyüdükçe, iç dünyalarında yetersizlik ve kimlik karmaşası artıyor. Çünkü zihinlerinde sürekli şu çatışma...

Etiketin değeri mi değerin etiketi mi? Chivas Regal etkisi

Market rafında yan yana dizilmiş biri sade bir etiketli, diğeri altın varaklı logosuyla, ve neredeyse iki katı fiyata zeytinyağı şişeleri duruyor… İkisini de daha önce hiç denenmemişsiniz. Hangisini seçerdiniz? Pek çoğumuz, biraz düşünür ama sonra içimizden geçen sesi dinleriz: “Bu kadar pahalıysa vardır bir farkı.” Hatta “Ucuz olanın tadı iyi çıkmaz” düşüncesi bile zihnimizden geçer. Aslında bu seçim sadece damak zevkiyle ilgili değildir; zihinsel bir kısa yoldur. Fark etmesek de fiyat yükseldikçe, ürüne duyduğumuz güven artıyor. İçeriğini tam olarak bilmesek bile, fiyatın kaliteye işaret ettiğine inanmak istiyoruz. Çünkü bizce değer, çoğu zaman etikette yazılanla ölçülür. Bilim insanları bu durumu "Chivas Regal etkisi" olarak tanımlıyor. 1970’lerde Chivas Regal içeceği daha pahalıya raflarda yerini alınca, satışlar artmış; insanlar yüksek fiyatı kaliteyle özdeşleştirmiştir. Bu durum sadece bir pazarlama taktiği olsa da aslında zihinsel bir algının sonucudur. Deneyler, insan...

Konserve neşesi veya redkons: Ertelemenin tatlı-acı psikolojisi

Kış hazırlıkları, kültürümüzde adeta bir ritüeldir. Kimisi turşusunu kurar, kimisi tarhanasını serer, kimisi ise kavanoz kavanoz domates konservesiyle mutfağını donatır. Son zamanlarda sosyal medyada karşıma çok çıkan bir ifade, bu hazırlığın psikolojik yönünü esprili bir dille özetliyor: “Konserve neşesi.” İddiaya göre Cambridge ve Boğaziçi Üniversiteleri’nin ortak çalışmasında, kışa konserve stokuyla giren insanların kaygı eşiği daha düşük oluyor. Araştırmanın bilimsel gerçekliği bir yana, kavram o kadar ilgi çekici ki, insanlar kendilerini bu tabirin içinde buluyor. Bir de bu ifadenin tam tersi var: “Redkons.” Yani “konservenin reddi.” Bunu da şöyle tarif ediyorlar: Eğer kafanıza domates konservesi yapmayı koyar da üşengeçlik, yoğunluk ya da “nasılsa yaparız” bahanesiyle vazgeçerseniz, o vazgeçiş sizi bütün kış boyunca takip ediyor ve endişeyle huzursuzlukta artış görülüyor. Aslında “konserve neşesi” veya “redkons” ifadeleri, psikoloji literatüründe yer alan kavramlar değil ve Cambr...

Evlatla kurulan bağ: Çatışmadan tamamlayıcılık

Sevdiklerimizle bir araya geldiğimizde sık sık kurduğumuz bir cümledir: “Bizim zamanımızda böyle değildi.” Ardından gençlerin cevabı gelir: “Ama artık dünya değişti.” Bir anlık sessizlik, sonra da tartışmanın uzayıp gitmesi… Bu sahne sadece aile sofralarında değil, okulda, işyerinde, hatta toplumsal hayatın pek çok alanında tekrar eder. Yıllardır buna “kuşak çatışması” denir. Oysa gerçekte mesele çatışma değil; biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan her yaşın farklı bir bakış açısına sahip olmasıdır. Eğer bu farklılıkları anlamlandırabilirsek, sofralardaki suskunluk tebessüme, çatışmalar ise köprülere dönüşebilir. Kuşaklar arasındaki farklılıkları bir tehdit değil, bir zenginlik olarak görürsek hem bireysel mutluluğumuz hem de toplumsal huzurumuz artar. Nitekim Hz. Ali (ra) şu sözüyle bu gerçeğe işaret eder: “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” Bu yaklaşım, kuşaklar arasındaki farklılıkların anlaşmazlık değil, aslında birbirini tama...

Zihnimize çöken pus bulutu: Beyin sisi

Hiç odanın ortasında durup "Ben buraya neden gelmiştim?" diye düşündüğünüz, basit bir kelimeyi hatırlamak için dakikalarca çabaladığınız veya bir göreve odaklanmakta zorlandığınız anlar oldu mu? İsimler, tarihler, yapılacaklar listesi… Hepsi bulanık bir pusun ardında. “Ben ne diyordum?” diye kendi kendine sormak artık sıradan bir hal aldı. İşte bu halin bir adı var: beyin sisi. Tıbbi literatürde “brain fog” olarak geçen bu durum; odaklanma güçlüğü, unutkanlık, yavaş düşünme ve zihinsel yorgunluk gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Beyin sisi, bir hastalık olmaktan ziyade, altta yatan bir sorunun belirtisi olarak kabul ediliyor. Bilişsel işlevlerdeki geçici bozulma, düşüncelerin netliğini kaybetmesine ve hafıza sorunlarına yol açıyor. Peki, bu sis perdesi neden zihnimizin üzerine çöküyor ve bu durumla nasıl başa çıkabiliriz? Beyin Sisinin Kökeni Bilimsel araştırmalar, beyin sisinin karmaşık bir tabloya işaret ettiğini gösteriyor. Bu durumun temelinde yatan en önemli faktö...

Sessiz yorgunluk: Tükenmişliğin derin sinyalleri

Günlük koşturmacanız devam ediyorken içten içe sürekli yorgun ve tükeniyor gibi hissettiğiniz oluyor mu? Çoğu zaman bu durumun ardında imtihanlar ve yaşanılan sıkıntılar vardır. Hayatın yükleri, kayıplar, belirsizlikler, iç çatışmalar ve üst üste binen sorumluluklar ruhun taşıma kapasitesini zorlayabilir. İnsan sabırla direndiğini zannederken, iç dünyasında sessiz çığlıklar kopabilir. Dualar cevapsız gibi gelir, günler birbirine benzer ve zaman adeta akmaz olur. İşte bu noktada yaşanılan yorgunluk ve tükenmişlik, sadece dinlenmeyle geçmeyen bir hal alır. İhtiyaç duyulan bedensel dinginlik değil derinlerde birikenleri fark edebilmektir. Bu yorgunluk ve devamındaki durgunluk, içsel çöküş veya düşüş değil, sabredip teslim olanlar için manevi bir yükselişin eşiği olabilir. Beden Ruhun Yorulduğunu Nasıl Anlatır? Tükenmişlik sendromu adı verilen psikolojik sinyali zaman zaman hepimiz yaşıyoruz. Bu sendrom, olumsuz düşüncelerin arttığı, umudun azaldığı ve yaşamın anlamının sorgulandığı hem fi...

Yaz sıcağında serin kalan kalpler

Aslında bu haftaki yazımın konusu benim doğrudan uzmanlık alanım değil. Fakat zaman zaman gelen sorular, talepler, merak edilen meseleler yazılarımı yönlendiriyor. Bu hafta da öyle bir istek üzerine şekillendi. Ve yaz mevsimiyle birlikte sıkça karşılaşılan bazı nefsî sınavların, sadece ruhu değil bedeni de etkilediğine dair dikkat çekici bir konuya yöneldim: görsel uyaranların, arzuların ve sınırların bulanıklaştığı zamanlarda insanın biyolojik ve manevi dengesi nasıl etkilenir? Bilim dünyası, insanın bedeniyle çevresi arasında nasıl bir etkileşim olduğunu her geçen gün farklı çalışmalarla daha iyi açıklıyor. Örneğin, 2014 yılında Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, artan sıcaklığın insanın stres düzeyi, dikkat kapasitesi ve dürtü kontrolü üzerinde doğrudan etkili olduğu tespit edildi. Yüksek sıcaklıkların, özellikle genç bireylerde dürtüsel davranışlara ve duygusal dalgalanmalara zemin hazırladığı gözlemlendi. Çevresel etkenlerin hormon dengelerini değiştirmesi ve duyul...

Güneşten neden korunuyoruz ki?

Güneş, yeryüzüne gönderilmiş bir rahmettir. Işığıyla gündüzü, ısısıyla hayatı mümkün kılan, toprağı verimli, meyveyi olgun, bedenimizi dinç tutan ilahi bir nimettir. Öyleyse, neden bu nimet karşısında "korunmak" ihtiyacı duyuyoruz? Bazılarına göre Allah’ın bizim için yarattığı, binlerce hikmet taşıyan bu kudretli enerji kaynağından sakınmak kulağa biraz garip geliyor olabilir. Bir tarafta “olmazsa hayat olmaz” dediğimiz güneş, diğer yanda onu cildimize zarar vermesin diye sürdüğümüz koruyucular… Bu çelişki gibi görünen durumun arkasında aslında ne büyük bir denge, ne hassas bir ölçü ve ne derin bir hikmet saklı, hiç düşündük mü? Evet, Allah her şeyi bir dengeyle yaratmıştır. Güneşi de, cildimizi de... Ancak bu ölçüye uyulmadığında nimet imtihana dönüşebilir. Tıpkı fazla suyun kökü çürütmesi gibi, fazla güneş de ciltte yıkıma sebep olabilir. Bu yüzden Kur’an’da "Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık" (Kamer, 49) ayetinde bildirilen o ince ayar, güneşle ilişkimizde de...