Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ramazan'da Beden ve Ruh Dengesi:Sağlıklı Oruç Rehberi

RAMAZAN’DA BEDEN VE RUH DENGESİ: SAĞLIKLI ORUÇ REHBERİ Dört gözle beklediğimiz on bir ayın sultanı Ramazan geldi, hoş geldi. Ramazan ayında oruç tutarak, sadece yemek ve uyku düzeninizi değişmez. Aynı zamanda vücudunuzun biyolojik saati ( sirkadiyen ritmi) hem fiziksel hem de zihinsel olarak bazı değişimlere uğrar. Oruç nedeniyle susuz ve aç kalan vücudunuz, enerjiyi olabildiğince verimli kullanabilmek için metabolizmanızı yavaşlatır. Orucun ruhumuz kadar bedenimizi de iyileştirebileceği beslenme önerileriyle hayırlı Ramazanlar diliyorum… Beslenme İhtiyaçlarınızı Anlamak Ruhen ve bedenen arınma adına önemli olan bu mübarek zaman dilimini, beslenme alışkanlıklarınızı da değiştirmek için iyi bir fırsat olduğunu hatırlamalısınız. Uzun süreli açlık ve susuzluk kaynaklı, özellikle ilk Ramazanın ilk günlerinde hazımsızlık, baş ağrısı, sinirlilik, sindirim sorunları yaşamak normaldir. Bu ve benzeri durumları minimuma indirmek ve orucun bedenimize faydalarını maksimuma çıkarmak için sahur ve ...

Ramazan Ayına Hazır Mısınız?

Zaman, fark ettirmeden akıp giderken, mübarek Ramazan ayı da usulca kapımıza yaklaştı. Her yıl büyük bir özlemle beklediğimiz bu bereket mevsimi, yalnızca aç kalmak ya da sofralarla sınırlı bir ibadet süreci değildir. Ramazan; ruhun arınması, kalbin yumuşaması, bedenin disipline edilmesi ve hayatın yeniden düzene girmesi için ilahi bir fırsattır. Bu kutlu aya daha verimli, daha huzurlu ve daha bilinçli girebilmek için önceden hazırlık yapmak büyük bir nimettir. Belki de Ramazan’a “nasıl olsa alışırım” düşüncesiyle hareket ediyoruz. Oysa ani değişimler, hem bedeni hem de ruhu zorlayabiliyor. Uzun saatler aç ve susuz kalmaya alışık olmayan vücut, ilk günlerde halsizlik, baş ağrısı ve yorgunlukla tepki verebilir. Bu nedenle Ramazan’dan önce küçük ama düzenli adımlarla kendimizi hazırlamak, bu mübarek ayı daha huzurlu geçirmemize yardımcı olur. Beslenme Düzenimiz Vücudumuz, enerji kullanımında “metabolik esneklik” denen bir yeteneğe sahiptir; yani besinlerden alınan yakıtı şekerden yağa ge...

Kulağınız kalp krizinin habercisi mi? Frank çizgisi ne söylüyor?

Aynanın karşısına geçtiğimizde çoğumuz, cildimizin parlaklığına, yeni beliren beyaz saçlarımıza ya da yüzümüzdeki izlere, çizgilere takılırız. Zamanın izlerini en çok orada ararız. Oysa tıp dünyası, bedenimizin en küçük ve önemsiz sandığımız detaylarının bile hayati sırlar taşıyabileceğini söylüyor. Mesela…Hiç kulak memenize dikkatle baktınız mı? Belki bugüne kadar fark etmediniz; belki de fark edip “önemsiz bir kırışıklık” diye geçtiniz. Kulak memesinin ön-üst kısmından arka-alt kısmına doğru uzanan o küçük, çapraz çizgi…Tıp literatüründe Frank Çizgisi ya da Diyagonal Kulak Memesi Çizgisi (DELC) olarak adlandırılır. Bazı araştırmalara göre kalbinizin derinliklerinde olup bitenlere dair sessiz bir haberci olabilir. Kulağınızdaki küçük bir çizginin kalp rahatsızlığı gibi ciddi bir şeyi gösterebileceği fikri biraz ilginç değil mi? Dr. Frank’in Şaşırtıcı Gözlemi Her şey 1973 yılında Dr. Sanders T. Frank’in dikkatli bir gözlemiyle başladı. Dr. Frank, göğüs ağrısı (anjina) şikayetiyle gel...

Hangi yaşta hangi takviye?

Aynı ayakkabının herkese uymayacağı gibi; aynı besin, aynı takviye, aynı doz da her bedene ve her yaşa uygun değildir. İnsan bedeni, Allah’ın ölçülü tertibiyle her dönemde farklı ihtiyaçlarla bizimle konuşur. Ne var ki çoğu zaman bu sesi dinlemek yerine “bana da iyi gelir” yanılgısıyla hareket ederiz. Oysa sağlığı rastgele değil bilinçle inşa etmek gerekir. Kişiye özel tavsiye için her zaman bir beslenme uzmanı veya doktorla tetkikler neticesi karar vermek en doğrusudur. Yine de belirli yaşam evrelerinde genel olarak bilinen faydalı olabilecek vitaminler ve mineraller (topluca mikro besinler olarak bilinir), yiyecekler ve diğer takviyeler vardır. 20'li ve 30'lu yaşlarınızın başlarında Araştırmalara göre bu yaş aralığı, kaliteli ve bilinçli beslenme alışkanlıklarının yerleşmesi için önemli bir başlangıç noktasıdır. Dengeli bir beslenme düzeni sağlandığında, vücudun kendisinin üretemediği D3 vitamini ve omega-3 yağ asitleri dışında takviyelere duyulan ihtiyaç oldukça sınırlıdır...

Fark etmeden beyninizi daha hızlı yaşlandırıyor olabilirsiniz!

Zamanla bazı eşyalarımızı daha sık kaybediyoruz, daha doğrusu nereye koyduğumuzu hatırlayamıyoruz. Ezberimizde olan bir mekânın adı, dilimizin ucuna kadar gelip geri kaçıyor. Yeni bir bilgiyle karşılaştığımızda, eskisi kadar hızlı kavrayamadığımızı fark ediyoruz ve bunu yaş almanın doğal bir sonucu sanıyoruz. Oysa beyin, yaşla birlikte değişir ama ne kadar hızlı yaşlandığı büyük ölçüde bizim yaşantımızla ilgilidir. Günlük hayatın akışı içinde farkına varmadan edindiğimiz bazı alışkanlıklar, beynin temposunu yavaşlatırken bazıları ise onu diri tutar. Üstelik zararsız sandığımız davranışların bile uzun vadede hafıza, dikkat ve öğrenme becerileri üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Küçük tercihler, basit düzenlemeler ve biraz farkındalıkla bu süreci yavaşlatmak mümkündür. Nasıl beslendiğimizden ne dinlendiğimize, gün içinde zihnimizi neyle meşgul ettiğimizden neleri ertelediğimize kadar pek çok detay, beynin yaş alma biçimini belirler. İşte her gün yaptığımız, çoğu zaman üzerinde durmadı...

'Asla pes etme!' mi?

Hayatın belli dönemlerinde hepimizin kulağına çalınan bir ifade vardır: “Asla pes etme.” Çoğu zaman iyi niyetle söylenir; insanı yolda tutmayı, biraz daha dayanmasını ve daha çok denemesini vurgular. Çünkü pek çok emek, son bir adım atılmadığı için yarım kalır. Çoğu zaman bu yarım kalmışlığın sebebi, gücün tamamen tükenmesi değil; öğrenmeye, değişmeye ve gelişmeye yeterince açık olunmamasıdır. Başarısızlıkla karşılaşıldığında bazı insanlar, ellerinden gelen her şeyi doğru yaptıklarını düşünür ve artık zorlanmanın anlamsız olduğuna inanır. Oysa ilerleme, çoğu zaman tam da bu zorlanma anlarında şekillenir. Değişim ve gelişim, ısrar ve istikrar olmadan mümkün değildir. Hayatın herhangi bir alanında ilerlemek, belli ölçüde zorlanmayı göze almayı gerektirir. Nitekim, “Eğer yürüdüğünüz yolda zorluk ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere vardırmaz” sözü bunu hatırlatır. Ancak bu zorlanma, körü körüne bir inat anlamına gelmez. Esas olan, hedefte sebat ederken yöntemde esnek olabilmektir....

Her bir alışveriş bir risk

Alışveriş yapmak, hayatımızın en sıradan ve en tekrar eden eylemlerinden biridir. Marketten ekmek almak, benzin istasyonunda durmak ya da bir mağazadan ihtiyaç gidermek… Kasaya geldiğimizde ödemeyi yapar, fişi alır ve yolumuza devam ederiz. Bu masum görünen alışkanlığın arkasında yatan risk, kâğıdın yapısında kullanılan kimyasallarda saklıdır. Bir dönem plastik endüstrisinin en tartışmalı maddesi olan Bisfenol A (BPA), bugün en çok temas ettiğimiz yüzeylerden biri olan termal kâğıtlar aracılığıyla yeniden hayatımızda… Bir dönem biberonlar, plastik kaplar ve içecek şişeleriyle gündeme gelen Bisfenol A (BPA), hormon sistemi üzerindeki etkileri nedeniyle yoğun biçimde tartışılmış ve pek çok üründen kaldırılmıştı. Isıya dayanıklı yapısı ve düşük maliyeti sebebiyle BPA, bu kez termal kâğıt olarak bilinen kasa fişlerinde karşımıza çıkmaya başladı. Yazının mürekkepsiz şekilde ortaya çıkmasını sağlayan bu teknoloji, farkında olmadan kimyasal bir temas alanı oluşturuyor. Bugün “BPA’sız” ifade...

Yeni başlangıçlar için niyet hedef ve denge

Yeni başlangıçlar, insanda fıtrî bir hareketlenme oluşturur: yeni hedefler, yeni kararlar, yeni umutlar… Yeni bir yıla girildiğinde ya da üç aylar gibi manevî iklimi güçlü zamanlar geldiğinde, bazı değişiklikler için bunun “doğru zaman” olduğu hissi belirir. Bu dönemler, arınma, niyetlerin tazelenmesi ve hayatın yeniden düzene girmesi için birer fırsat kapısıdır. Ne var ki bu heyecan çoğu zaman kalıcı olmaz. Bir süre sonra, önceki niyetlerin hâlâ tamamlanmadığı, ertelenenlerin yine ertelendiği ve birçok gayretin yarım kaldığı fark edilir. İnsanın kendine yeni hedefler koyması çok önemlidir; fakat hedefler, yalnızca yapılacaklar listesine eklenen maddelerden ibaret olmamalıdır. Önemli olan, insanın kendi yolunu ve niyetini sorgulamasıdır: Hangi adımlar beni gerçekten geliştirecek, hangi gayretim hayatıma anlam katacak? İnsan, eksiklerini görebildiği ve onları düzeltmek için çabalayabildiği ölçüde olgunlaşır; işte bu çaba, gerçek gelişimin temelidir. Gerçek gelişim, büyük sıçramalarda de...

Okuyorum peki anlıyor muyum?

Günlük hayatın gürültüsü ve koşuşturmacasında bunaldıkça, sessiz bir bucak, tenha bir koy arama ihtiyacı hissederiz. Özellikle bir mefkûre uğruna her türlü olumsuzluğa katlananlar, zaman zaman kendilerini bir mekâna çekerek derin bir nefes almak, ruhunu ve bedenini yeniden şarj etmek isterler. Bu amaçla, belli dönemlerde kitap okuma programları düzenlenir; sayfa hedefleri belirlenir, kitap listeleri hazırlanır ve kimi zaman birlikte okuma halkaları kurulur. Programlar başlar, kitaplar açılır; bazen birkaç sayfa ilerledikten sonra durup kalınır. Göz satırlardadır ama zihnin bir kısmı başka yerlere gider. Sayfayı kapatırken içimizden şu cümle geçer: “Anlamıyorum.” Çoğu zaman bu cümle, okumanın da sonu olur. Oysa belki de asıl mesele, anlamamak değil; anlamadığımız yerde vazgeçmeye alışmış olmamızdır. Aslında okuma, çoğu zaman kolay ilerleyen bir yol değildir. Özellikle derinlik isteyen metinlerde duraklamak, zorlanmak ve “anlamıyorum” hissiyle karşılaşmak kaçınılmazdır. Bu anlar okumanın...

Duygulara köprü kurmak

Düşünün, kendinizi rahat ifade ettiğiniz için yargılanmayacağınızı hissettiğiniz bir ortamdasınız. Karşınızdaki kişi şefkatli ve anlayışlı; bu güven, uzun zamandır bastırılmış duygularınızın üzerindeki ağırlığı hafifletiyor. Size tavsiye vermiyor ya da sorunlarınıza çözüm sunmaya çalışmıyor; sadece dinliyor ve mevcut durumun size nasıl hissettirdiğini anlamaya çalışıyor. Bu deneyim, empatiyle tanıştığınız, anlaşılabileceğinizi ve dinlenebileceğinizi fark ettiğiniz an oluyor. Ve bu an, empatiyi sadece bazı kişilerle sınırlı bir yeti olarak görmenin yanlış olduğunu da gösteriyor. Hepimiz başkalarını anlamak, onların duygularına ve perspektiflerine kulak vermek için empati yapabiliriz. Empati, yalnızca özel anlarda ya da profesyonel ortamlarda değil; günlük yaşamımızda, arkadaşlıklarımızda, aile ilişkilerimizde ve iş ortamlarımızda da rehberlik edebilir. Karşımızdakini anlamaya çalışmak, onları yargılamadan dinlemek ve duygularına saygı göstermek, hem ilişkilerimizi derinleştirir hem de k...

Bedenin ritmi: Günün her saatinin bir işleyişi var

Her gün uyanıyor, koşturuyor ve geceleri yorgun düşüyoruz; ama çoğu zaman dikkatimizden kaçan bir hakikat var ki tüm bu akış, Allah'ın hikmetiyle vücudumuza yerleştirilmiş hassas bir ritimle uyum içinde ilerliyor. Bu ritim yalnızca hormonlarımızı değil, uykuya hazırlanma biçimimizi, gün içindeki enerji değişimimizi, konsantrasyonumuzu ve iştahımıza kadar uzanan geniş bir alanı etkiliyor. Bedenimizin bu hassas 24 saatlik döngüsü, günün her saatinde farklı bir rol oynar. Şimdi, sabahın ilk saatlerinden başlayarak bu ritmin nasıl işlediğine ve hangi saatlerde neler yaşadığımıza birlikte göz atalım. Sabahın İlk Saatleri (06.00-09.00) Gün başlarken melatonin hormonu azalır, kortizol hormonu yavaş yavaş yükselerek vücudu doğal olarak uyandırır ve enerji akışını başlatır. Bu geçişi desteklemek için sabahın ilk dakikalarını sakin geçirmek önemlidir: dışarı bakmak, gün ışığıyla derin nefes almak ve hafif esneme hareketleri yapmak ritmi uyumlu başlatır. Ilık su içmek metabolizmayı harekete...

Bağımlıysanız ve farkında değilseniz?

Maalesef çoğumuz telefonu elimize aldığımızda ne kadar süre geçtiğini fark edemiyoruz. Bir bildirim sesiyle başlayan ekrana bakışla, dakikaları hatta saatleri öylece tüketebiliyoruz. Bu durum yalnızca zaman kaybı değil; zihinsel dağınıklık, odaklanma sorunu, uyku bozuklukları ve ruhsal yorgunluk gibi pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Teknoloji çağında ekranların içine çekilmek çok kolaydır; fakat bu çekim gücünü fark etmek, her durumda olduğu gibi sağlıklı bir dönüşümün de ilk adımıdır. Üstelik ilginç bir çelişki yaşıyoruz: Çocuklarımıza “Elindekini bırak, biraz da gerçek hayata bak” diye telkinde bulunan ebeveynlerin büyük bir kısmı, kendileri ekranlarından kopmakta zorlanıyor. Yetişkinlerin bu bağımlılığı, gençler için hem bir örnek oluşturuyor hem de uyarıların etkisini zayıflatıyor. Dolayısıyla ilk dönüşüm adımı, çoğu zaman gençlerden önce biz yetişkinlerin kendi ekran alışkanlıklarıyla yüzleşmesiyle başlıyor. Dijital Bağımlılık Nedir? Ekranlara olan bağlılığımız, sadece zam...