Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hep Yetiştik, Kendimize Yetişemedik; Babaanne Modu

Bir dönem kendimizi ne kadar meşgul, ne kadar 'yetişen' biri olarak gösterebilirsek o kadar değerli hissettik; çoklu görev yapmak, yemeği hızla geçiştirmek, kahveyi yolda içmek bunun görünür hâliydi. Takvimler doldukça kendimizi daha değerli hissettik. Yemek bile keyif veren bir mola olmaktan çıktı; aradan çıkarılması gereken bir ihtiyaç haline geldi. Hep bir yerlere yetiştik ama çoğu zaman kendimize yetişemedik. Şimdi ise Z kuşağı, gürültülü bir başkaldırı yerine davranışsal bir itiraz yükseltiyor. Adına "Büyükanne Modu" ya da dünyadaki adıyla "Nonna Moxing" denilen bu yaşam anlayışı; uzun öğle yemeklerini, temiz havada yürümeyi, telaşsız sohbetleri ve hiçbir şeyi optimize etmeden yaşamayı yeniden değerli kılıyor. Büyükannelerimiz Neyi Biliyordu? Belki de bugün "yeni" diye keşfettiğimiz pek çok şey, büyükannelerimizin zaten bildiği ama bizim hız çağında unuttuğumuz alışkanlıklardan ibarettir. Onlar yaşamı bir yapılacaklar listesi olarak değil, a...

İçimizde Birikenler; Kendi Kendine Konuşmanın Gücü

Gün içinde kendi kendine mırıldanan birini, markette rafların arasında ürünleri sesli sesli değerlendiren bir müşteriyi ya da trafikte sıkışınca yüksek sesle söylenen bir sürücüyü gördüğümüzde çoğu zaman bu davranışları tuhaf bulur, gülümseyip geçeriz. Kendi hayatımıza baktığımızda ise o tarz durumlarda hissettiğimiz pek çok duyguyu içimize attığımızı fark ederiz. Kırıldığımızda susmayı, kaygılandığımızda ise hiçbir şey olmamış gibi davranmayı çoğu zaman olgunluk, güçlü duruş ya da öz denetim olarak yorumlarız. Ancak bastırılan her duygu gerçekten ortadan kaybolmaz; yalnızca ifade edileceği başka bir yol arar. Sesin Sinir Sistemi Üzerindeki Düzenleyici Etkisi İnsan bedeni ve zihni birbirinden bağımsız çalışmaz. Hissettiğimiz her duygu, sinir sistemimizde ve bedenimizde bir dizi fizyolojik değişikliği beraberinde getirir. Kalp atışımız hızlanır, nefes alışverişimiz değişir, kaslarımız gerilir ve hormon dengemiz yeniden şekillenir. Bu nedenle duyguların ifade edilme biçimi yalnızca...

Zaman Yönetimiyle Daha Mutlu Bir Yaşam

Zaman sonsuz bir mutluluğu kazanmak için verilmiş kıymetli ve geri dönüşü olmayan bir sermayedir. Günümüzde zaman yönetimi denildiğinde akla ilk olarak verimlilik, performans artışı ve kariyer başarısı geliyor. Çalışma hayatında daha çok işi daha kısa sürede yapmak, toplantıları yetiştirmek, hedefleri tamamlamak ve üretkenliği artırmak zaman yönetiminin temel amacı gibi gösteriliyor. Oysa zaman, yalnızca işimizi yönetmek için değil, hayatımızı anlamlı kılmak için de sahip olduğumuz en değerli kaynaktır. İyi yönetilen zaman, sadece kariyerimizi değil; aile ilişkilerimizi, fiziksel ve ruhsal sağlığımızı, hobilerimizi ve yaşamdan aldığımız mutluluğu da doğrudan etkiler. Bu nedenle zaman yönetimine sadece iş performansını artıran bir beceri olarak bakmak, onun gerçek değerini gözden kaçırmak anlamına gelir. Mesela eğer zamanınızı bir bütçe gibi yönetebilseydiniz, neye daha fazla "harcardınız"? sorusuna çoğu insan bu soruya "daha fazla çalışmaya" demektense; ailesine, h...

Günde Kaç Saat Kalbinizi Yoruyorsunuz?

Bir günün sonunda bedeninizi kaç saat hareketsiz bıraktığınızı hiç hesapladınız mı? Sabah işe giderken araçta geçen süre, masa başında geçen mesai, akşam kanepede izlenen bir dizi, elde tutulan telefon... Bu anların her biri tek başına zararsız görünür. Ama art arda dizildiğinde günün on, on bir saatini oluşturabilirler. Oysa bedenimize verilen kalp, bu denli uzun süreli bir sükûnete katlanmak üzere yaratılmamıştır. Bilim dünyası bu meseleyi yıllardır farklı bir isimle konuşuyor: sedanter yaşam tarzı. Halk arasında "kanepe patatesi" olarak da anılan bu yaşam tarzı, tuzak gibi içine çekerek fiziksel aktivitenin neredeyse hiç olmaması demektir. Sıcak bir yaz gününde bahçeye çıkmak yerine klimayı açıp koltuğa yerleşmek, soğuk bir kış akşamında yürüyüşe çıkmak yerine bir dizinin peş peşe bölümlerine dalmak, bize o an için bir rahatlık hissi verir. Fakat bu rahatlığın bedelini, yıllar içinde kalbimiz öder. Ekran Başında Geçen Saatler Neden Bu Kadar Belirleyici? Kalp hastalıkların...

Gücünüzün Yettiği Kadarsınız

İnsan zihni çoğu zaman bulunduğu yerde yaşamaz. Bir yanı geçmişte takılı kalırken, bir yanı henüz ulaşamadığı bir gelecekte dolaşır. Her sabah aynı bedende ama farklı bir zihinle uyanırız. İçimizdeki bir ses, "Daha fazlasını yapabilirdin," derken, bir diğeri "Olmayı hayal ettiğin kişiden hâlâ uzaktasın," diye fısıldar. Çoğu zaman bu sesleri birbirine karıştırırız. Oysa bu iç konuşmaların beslendiği kaynaklar aynı değildir. Kendimizi olduğumuz kişi olarak değil, çoğu zaman olmayı hayal ettiğimiz ya da olmamız gerektiğine inandığımız kişi üzerinden değerlendiririz. Zihnimizde kurduğumuz bu karşılaştırmalar, ruh hâlimizi sandığımızdan çok daha fazla etkiler. Psikolojide, bu iki farklı karşılaştırmanın farklı duygusal sonuçlar doğurduğu düşünülür. Eğer zihnimiz sürekli olmak istediğimiz kişiyle bugün olduğumuz kişi arasındaki farka odaklanıyorsa, zamanla umutsuzluk ve yetersizlik duyguları ağır basabilir. Buna karşılık, kendimizi sürekli "olmam gereken kişi"...

Geçici Çözümler Kalıcı Sorunlar

"Son zamanlarda kendimi iyi hissetmiyorum." Zor bir dönemden geçen pek çok kişinin ağzından ilk çıkan cümle genellikle budur. Bu cümlede çoğu zaman sorun basit gibi görünür: kötü bir his ve tek ihtiyaç duyulan daha iyi hissetmektir. Ama sohbet biraz derinleştiğinde, çoğu zaman farklı bir tablo ortaya çıkar. Kişi aslında yalnızca "kötü" hissetmekten değil, bu kötü hissin defalarca geri gelmesinden yorulmuştur. Bir gün toparlanır, kendini daha güçlü hisseder, hatta "artık atlattım" der. Ama birkaç gün ya da birkaç hafta sonra, benzer bir olay ya da benzer bir düşünce onu aynı yere geri götürür. İşte bu döngü, "iyi hissetmek" ile "iyileşmek" arasındaki farkı gözler önüne serer. Güncel yaşam bize hızlı rahatlama yollarını bolca sunuyor. Bir alışveriş, kısa bir tatil, sosyal medyada geçirilen saatler, yoğun çalışma temposu ya da yeni başlangıçların heyecanı... Bunların her biri geçici olarak duygusal yükü hafifletebilir. Ancak kişi aynı dü...