Kayıtlar

Ekim, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ebeveyn Mutluluğunun Çocukların Yaşantısıyla İlişkisi

Aile; eğitimi, güveni, duygu düzenlemeyi ve “ben değerliyim” inancını deneyimlediğimiz ilk çevredir. Bebeklik döneminde anne babayla kurulan bağ, stres tepkimizi yöneten sistemlerin gelişimini şekillendirir. Güvenli bağlanma deneyimi yaşayan çocukların stres düzenleme sistemleri daha dengeli çalışır; bu durum ergenlikte ve yetişkinlikte daha sağlıklı bir ruh hâline sahip olma eğilimiyle ilişkilidir. Ancak bu etki tek yönlü değildir. Ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki karşılıklıdır; ebeveyn çocuğun gelişimini şekillendirirken, çocuğun yaşadığı duygusal süreçler de ebeveyni etkiler. Çünkü aile duyguların sürekli paylaşıldığı ve birbirini tamamladığı bir sistemdir. Empati, bu karşılıklı sistemin önemli bir parçasıdır ve yaşanılan sıkıntıyı kendi bedenimizde ve duygularımızda hissedebilmemiz anlamına gelir. Sevdiğimiz birinin zorlanması, bizde de kaygı, gerginlik veya huzursuzluk olarak karşılık bulabilir. Bu nedenle çocuğun yaşadığı zorluklar yalnızca çocuğun dünyasında kalmaz; anne baba...

Kaslarınız Sizi Ne Kadar Taşıyabilir?

Sağlıklı yaşlanmayı istemenin temelinde sadece daha uzun yaşamak değil; yürüyebildiğimiz, merdiven çıkabildiğimiz, alışveriş poşetini taşıyabildiğimiz, torunlarımızı kucağımıza alabildiğimiz, yani bağımsız yaşayabildiğimiz yılları uzatmak vardır. Ne var ki yaşlanma denildiğinde aklımıza ilk gelen genellikle yüzümüzdeki kırışıklıklar ya da saçlarımızdaki beyazlar oluyor. Oysa biyolojik yaşlanma çok daha önce kaslarımızda başlıyor. Otuzlu yaşlardan itibaren kas kütlemiz her on yılda ortalama yüzde 3-8 oranında azalıyor. Bu kayıp, fiziksel olarak aktif olmayan kişilerde daha da hızlanıyor. Kaslarla birlikte kemik yoğunluğu düşüyor, bağ dokusu eski dayanıklılığını kaybediyor ve vücudun kendini yenileme kapasitesi giderek azalıyor. Sonuçta yalnızca daha güçsüz hale gelmiyoruz; denge kaybı, düşmeler, kırıklar, kronik hastalıklar gibi birçok sorun için de zemin hazırlanıyor. Aslında bu süreci tamamen durduramasak da önemli ölçüde yavaşlatabiliyoruz. Bunun için elimizdeki en güçlü ilaçlardan...

Kilo Verme Sorunu Ve Zayıflama İğneleri

Çevremizde kilo sorunu yaşayanlara en sık verilen tavsiye "Daha az ye, daha çok hareket et." oluyor. Ancak bu öneri kulağa ne kadar basit gelse de uygulamak çoğu kişi için sanıldığı kadar kolay değil. Verilen kilolar kısa sürede geri alınabiliyor ya da tüm çabalara rağmen tartıdaki rakam değişmeyebiliyor. Peki bunun nedeni gerçekten irade eksikliği mi? Bilimsel araştırmalar bunun sandığımız kadar basit olmadığını gösteriyor. Çünkü vücudumuz, kilo vermeyi her zaman olumlu bir durum olarak algılamıyor. Tam tersine, kilo kaybetmeye başladığımızda kendini korumaya çalışıyor. Açlık hissini artıran hormonlar devreye giriyor, tokluk hissi azalabiliyor ve vücut daha az enerji harcamaya başlayabiliyor. Yani vücut, kaybettiği kiloyu geri kazanmak için adeta bir savunma mekanizması geliştiriyor. Kilo kontrolü yalnızca yediklerimizle ilgili değildir. Genetik yatkınlık, hormonlar, uyku düzeni, stres, kullanılan bazı ilaçlar ve yaşam biçimi gibi birçok etken bu süreci etkileyebilir. Dünya ...